top of page

Aşk İle

Yazarın fotoğrafı: Ruhi Derya
Ruhi Derya
23 Mar 2025
2 dakikada okunur

Aşk, bir dönüş halidir; bir oluş, bir varoluş ve hiç durmayan bir nehir gibi kesintisiz bir akıştır. Aşkın somut bir cismi yoktur, o bir hareket, bir devinimdir. Bu kâinatta nice varlık, bir başka varlığın yörüngesinde döner durur. İşte bu dönüşe, bu çekime, bu sonsuz devrana aşk denir. Ne döndüren, dönene mâni olabilir; ne de dönen, döndürenden uzaklaşabilir. Dünya, güneşin etrafında aşkla döner. Akrep ile yelkovan, döne döne buluşur, ayrılır, sonra yeniden kavuşur. Turnalar, gökyüzünü kat eder, göç eder, yine aynı diyara döner. Girdabın içinde su, kasırganın kucağında rüzgâr döner durur. Pervaneler, ateşin etrafında bir aşk uğruna kanat çırpar. Semazenler, dünya gibi kendi ekseninde, müminler ise Kâbe’nin etrafında bir aşk ile döner. Her dönüş, her devir, sonsuz aşkın tezahürüdür.


Bir varlık, bir başka varlığı kendine çeker ve böylece yörüngesinde bir dönüş başlar. Bu, şeyler arasındaki bitmeyen, tükenmeyen ve sonsuz bir çekimdir. Belki de bu çekim, canlılığın özü, hayatın nefesi ve hakikatin ta kendisidir. Alem, alemlerin içinde döner; alemler ise Allah’ın etrafında bir aşk ile devreder. Alemlerin bu dönüşü, ilahi sırrın bir tezahürüdür. İnsanın da etrafında döndüğü, kendini bulmaya çalıştığı şey, işte bu sırrın tecellisidir. Âşık olan, maşukunun sırrına erer ve o sırrı, bir hazine gibi, kimseyle paylaşmaz. Çünkü aşk, paylaşılmaz; sadece yaşanır.


Yörüngede bir merkez ve onun etrafında dönen varlıklar vardır. Kimi varlıklar merkeze en yakın noktada, yani enberidedir; kimileri ise uzakta, enötede. Bu durum, aşkın da farklı mertebeleri olduğunu gösterir. Bu mertebeler, merkezdeki varlığın çekim kuvvetine, yörüngedeki varlığın öz sevgisine ve başka varlıkların müdahalesine göre şekillenir. Eğer dönen varlığın kendine duyduğu sevgi, merkezdeki varlığın çekiminden daha güçlü hale gelir ya da daha kuvvetli bir başka çekimin etkisine kapılırsa, o varlık yörüngesinden çıkar, yolunu kaybeder.


Aşk, bir yolculuktur; bu yolculuğun esas gayesi döndürene, yani merkeze varmaktır. Vuslata erdiğinde, bu hakiki aşk değilse merkezin yörüngesinden çıkar dönen ya da yok olur. Yok olma, âşık ile maşukun bir olmasıdır; sen ile ben arasındaki ayrımın silinip gitmesidir. Âşık, maşuka kavuştuğunda, ayrılık son bulur. İşte bu, ikiliklerin ortadan kalktığı, birlik âlemine erişilen andır. Sen ve ben ayrımı kalkınca, bütünlüğe ulaşılır. Aynada yansıyan çokluk sona erer; artık âşık, aynada sadece maşukunu görür. Varlığın birliği, bedende tecelli eder; vahdet, vücutta kemale erer. Pervanenin ateşte yandığı, benliğin mutlak hakikatte eriyip yok olduğu bu mertebede, Hallâc-ı Mansûr, "Enel-Hak" diyebilmiştir. Çünkü aşk, benliği eritir, hakikati ortaya çıkarır ve âşık ile maşuku bir kılar.


Benlik putuna tapan kimse, aşkın hakikatinden nasibini alamaz. Menfaatini edep sanmış, iflah olmaz arzuların pençesine düşmüştür. Benliğe duyulan bu sapkın sevgi, putlarda kendine bir karşılık bulur. İşte böyle bir cürüm içinde, Firavun, "Ben Tanrı'yım" diyebilmiştir. Onun etrafında döndüğü şey, kendi benliğidir; siyaset putu ise bu sapkınlığın aracıdır. Para putuna ya da itibar putuna sarılanlar da esasında kendi benliklerine tapınmaktadır. Çünkü benlik, insanı hakikatten uzaklaştıran, aşkı perdeleyen bir puttur. Aşk ise, benliği eritmeyi, putları kırmayı ve hakikate yönelmeyi gerektirir.


Sözü uzatmaya lüzum yok; aşk, yazıya dökülebilen, kelimelere sığdırılabilen bir mana değildir. Aşk, yaşanır, hissedilir, ancak tarif edilemez. Bu hakikati, aşkın özünden bir sözle nihayetlendirelim:

"Kişi sevdiği ile beraberdir."


23.03.2025 / Altındağ-Ankara



 
 
 

Yorumlar


E-Posta ile Haberdar Olmak İster misiniz?

Katılımınız için teşekkürler

    bottom of page