Bilmek Üzerine

Güncelleme tarihi: 6 Şub 2025
Varlıklar hep bir vardan kopagelmiştir. İnsan bir anneden, çiçekler bir tohumdan, taşlar bir kayadan, dünya güneşten kopagelmiştir. Varlıkların izi sürüldüğünde varılacak yer birliktir. Deryadan gelen damlanın deryanın izini taşıması gibi birlikten gelenler onun özünü taşır. Özüne dönebilen kimse, varlığın sırlarını keşfedebilir. Öze dönmek için kabukları aşmak gerekir. Kabuklar hakikatin üzerindeki örtülerdir.
Her şey bir vardan geldi ise aslında birbirinin parçasıdır. Zahirde olanın özünü bilebilmek için, bilebilmenin anahtarı olan düşünmeyi mümkün kılmak gerekir. Düşünme okumayla olur. Alemi okumak, ademi okumak, varlığın üzerindeki söz ve görüntü örtüsünü kaldırmaktır. Okumak, zihni faal kılmaktır.
Zihni faal kılmanın türlü yolları vardır. Bunların en iyisi muhabbettir. Muhabbet, iki yönlüdür. Gören de görülen de kendinden bir şeyler sunar. Muhabbet karşı karşıya olur. Arada aracı olmaz. Adem ile muhabbet mümkün olduğu gibi dağ ile, toprak ile, hayvanatla, nebatatla muhabbet de mümkündür. Muhabbet esnasında taraflar birbirine müdahale edebilir, etmese dahi müdahale olasılığı zihnin faaliyetini derinleştirir. Sözler muhatabın dünyasıyla buluşmak içindir, bu nedenle sözler özenle seçilir.
Zihni faal kılmanın ikinci doğru yolu bir sanat icra etmektir. Sanatkar bir usülle üretmek, insanın kendisinden bir parçayı dışarıda görmesini sağlar. Nasıl göründüğünü bilmek isteyenin aynaya bakması gibi ruhunu tanımak isteyen ürettiği eserine bakmalıdır. Anlamı kelimelerle keşfeden kimse yazma yoluyla sanatını icra eder, seslerin ve sessizliklerin diziminden anlama ulaşmak isteyen müzikle üretir. Aydınlığın ve karanlığın renkleriyle beslenen alemi resmeder. Kimisi kokular yoluyla, kimisi tatlar yoluyla sanatını gösterir.
Üçüncü yol ise gözlemektir. Ancak bu izlemek değildir. Gözleyen bulunduğu yerin yabancısıdır. İnsan, alışkın olduğu kişi, mekan veya durumları anlayamaz. Çünkü alışkanlıklar zihni durgunlaştırır. Alışkanlıklar ezbere akan dualar gibidir. Bunu anlamak için çocuklara bakmak gerekir. Bir çocuğun zihni o derece faaldirki evinize veya odanıza geldiğinde sizin göremediğiniz şeyleri görür. Çünkü çocuklar bu dünyaya henüz yabancıdır. Kendisine, çevresine, yurduna bir yabancı gibi bakabilen kimse duygusal bağları aşabildiği için hakikate bir adım daha yaklaşır.
Tüm bunlardan sonra yazıyı okumak gelir. Bir metni okuyarak insan, başka mekanlardan ve hatta çağlardan insanlarla buluşabilir. Ne var ki yazıya tek geçerli bilgi kaynağı olarak bakmanın sakıncaları vardır. Bazı zamanlar kitaplar, bu dünyadan kaçmak isteyenlerin afyonuna dönüşür. Kitapları saklamak, sergilemek ve onları bir takı gibi taşımak kitabın taşıdığından fazla anlamla takdis edilmesine, yani putlaştırılmasına neden olur. Bu tehditleri göz önünde bulundurarak okumak ne okuduğundan bağımsız biçimde türlü faydalar içerir. Evvela insanı bu dünyanın koşuşturmacasından uzak eyler. Uzun süre aynı şeye odaklanmak zihni terbiye eder. Yazıyı okumak insanı azgınlıktan alıkoyar.
Beşinci yol ise dinlemektir. Dinlemede konuşma tek taraflıdır. Konuşan, dinleyenin müdahale etmeyeceğini bilir. Ancak sabretmeyi bilenler ve öğrenme hevesinde olanlar iyi birer dinleyici olabilir. Dinleyemeyen kimse nefsinin esiridir. Ne var ki yine de sadece dinleyici olmanın sakıncaları vardır. Dinleyici zihni diğer yollara kıyasla daha az faal kıldığı için tembelleştirebilir. Dinleyici, dinlediğine fazla bağlanabilir ve hatta ona aşık olabilir. Ondan gelen her bilgiyi doğru kabul ederse insan özde olana yabancı kalır.
Zihni faal kılmanın en kötü yolu ise izlemektir. İzleyici olmak, bir sahneye yani bir kurguya bakmaktır. Başkalarının kurgulamış olduğu bu sahnenin temel amacı izleyiciyi bir kanaate ikna etmektir. Bunun için türlü teknikler uygulanır ve izleyici kendi gerçekliğinden koparılabilir. İzlemek de insanın zihnine düşünce tohumları ekebilir. Fakat bu tohumlar gül de verebilir diken de. Bu yüzdendir ki bu çağda bizler izleyici kılınmak isteriz. Güç sahipleri bizi görüntülerle yönetirler.
Bilmek çok söz söylemek değildir, anlamış olmak ezberden okumak değildir. Söylemek ve bilmek aynı şey olsaydı ateş dediğimizde dilimiz yanardı. Bilen kimselerden olmak varlığa dönmekle, zihni faal kılmakla yani görüneni aşmak, varlığı var edene yönelmeyle mümkündür. Yine de en doğrusunu Allah bilir.
03.01.2025 / Çubuk-Ankara



Yorumlar