Kıyâmet kopacak cânlar uyanır

“Her insan kendi kıyametini kalbinde taşır.” Muhyiddin İbn Arabi
İnsanın uyku ile uyanıklık halleri arasındaki farkı, bilincin faillik düzeyi belirler. Uyku hâlinde ne beden ne de bilinç bütünüyle işlevsizdir. Uyuyan insan nefes alır, yer değiştirir, düşler görür. Ancak bilinç tam anlamıyla faal olmadığı için dış dünyaya, bütünlüğe ve gerçekliğe yönelimi zayıflar. Dış dünyanın bilinç üzerindeki kontrolünün zayıflaması nedeniyle kişi düş âleminde süzülmeye başlar. Uyanıkken göremeyeceği, hatta aklından bile geçirmediği imgeler zihninde gezinir durur.
Derken bir ses yükselir ya da beden bir dürtüyle irkilir. Bilinç, bulunduğu hâle kıyasla daha etkin bir hâle geçer ve dışa yönelir. Bu bir uyanma hâlidir. Göz açılır, kulak keskinleşir, zihnin perdesi aralanır. Her şey uykudaki hâline kıyasla daha berrak, daha belirgin bir nitelik kazanır.
Uyanıklık halinde bilincin tam anlamıyla faal olduğunu söylemek kolay değildir. Zira yaşananların ne kadarı hakikat ne kadarı düş mesabesindedir? Nasıl ki uyku halinden uyanıklığa geçişte bir uyarana ihtiyaç varsa, canın bedende bulunduğu bu uyanıklık halinden hakiki bilinç haline geçişte de bir uyarı gerekecektir. O uyarı, güçlü bir ses yahut sarsıcı bir müdahale olacaktır. Sûra üflendiğinde dünya oyunu nihayete erecek, düş dağılacak ve kıyamet kopacaktır. Uykusundan aniden bir çığlıkla sıçrayan bir bebek gibi, insanoğlu da dehşet içinde irkilecek, sarsılacaktır. Ayağa kalkacak, etrafına bakacak, tanıdığı bedenleri bulamayacak; bildiği gerçekliğin yıkıldığını görecektir. Bu büyük sarsıntı, onu asıl uyanışa, tam bilince eriştirecektir. Artık bedenler değil, o bedenlerden ayrılmış ruhlar da bu vakte şahitlik edecektir.
31.07.2025 / Altındağ-Ankara



Yorumlar