Sevginin Mertebeleri

Nasıl ki beceri isteyen işlerde çıraklık, kalfalık ve ustalık gibi sıfatlar varsa; nasıl ki akademide insanlar derece derece ilerliyorsa; nasıl ki maddi dünyada makamlar, rütbeler ve kıdemler bulunuyorsa, duyguların da mertebeleri vardır. Örneğin, korkuyla başlayan bir duygu aşılamadığı takdirde gerilime dönüşür. Biriken gerilim karşısında kontrolü ele almak isteyen özne, öfke duymaya başlar. Öfkenin benliğin bir parçası haline gelmesi ise nefreti doğurur.
Bu çağa egemen olan haset duygusu da basit bir duygusal farkındalık hali olan kıyasla başlar. Başkalarıyla kendimiz arasında kurduğumuz kıyas, zamanla yerini yetersizlik hissine bırakabilir. İmrenme ile başlayan duygusal yolculuk, kıskançlığa; kıskançlık ise hasede dönüşebilir.
Habis duygulara benzer biçimde sevgi gibi olumlu duygular da mertebelidir. Habis duygular kendi haline bırakıldığında, yabani otlar gibi hızla ruha kök salar; insandaki nuru ve güzelliği emer, tüketir. Olumlu duygular ise zarif ve güzel çiçekler gibidir; beslendikçe gelişir, yayılırlar. Renkleri ve kokularıyla dışarıdan bakanları cezbederler.
Sevgi, emek ve fedakârlıkla açan bir çiçek gibidir. İnsanda doğuştan tohum halinde bulunan bu duygu, beslendikçe yeşerir; zamanla öğrenilir ve derinleşir. Sevginin dört mertebesi, dört mevsimi ve dört hali vardır. İnsan sevmeyi öğrendikçe, sevme eyleminde olgunlaştıkça, sevginin daha yüksek mertebelerine ve farklı hallerine ulaşır.
Sevginin ilk mertebesi, onun su hâlidir. Su, insanın özüdür. Yaşama olan bağlılığı nedeniyle insanın kendisine duyduğu sevgi, doğuştan gelir; güdüseldir. Bu, sevginin en alt mertebesidir. Kışın hayatta kalmaya çalışan bir canlı gibi, insan bu evrede yalnızca kendisini düşünür.
Sevginin ikinci mevsimi bahardır. Baharda gönlümüz çiçek açar, ruhumuz serpilip gelişir. Bu mertebede sevginin maddesi havadır. Başımızda kavak yelleri eser. Kendi türümüzden kimselerde buluruz kendimizi. Büyürken kültürlenen ve bir kimlik edinen insanın, kendisine benzeyenleri sevmesi kültürel bir eğilimdir. Bu nedenle insanın akrabalarına, hemşerilerine, memleketine ve milletine duyduğu sevgi, kültürel doğasının doğal bir sonucudur. Baharda çiçeklenen sevgi tomurcuklarının meyveye dönüşmesi için gönlün iyice ısınması gerekir. Gönül tutuşunca çerağ uyanır, yol aydınlanır.
Üçüncü mertebesinde sevginin maddesi ateş, mevsimi yazdır. Sevginin en sıcak hali, insanın kendisi gibi olmayanları da sevebilmesidir. Bu derin sevgiyi yalnızca varlığın birliğine inananlar hissedebilir. Bu mertebeye ulaşan kişi, bir zamanlar düşmanlık beslediklerine karşı dahi içten bir sevgi duyabilir.
Sevginin son mertebesi sonbahardır. Bu en yüce halin maddesi topraktır. Toprak, Adem’in ham maddesi ve bedenin ebedî istirahatgâhıdır. Bu kapı aralandığında tüm varlık birlenir. Bu mertebeye ulaşan insan, her şeyi Allah’tan geldiği ve Allah’a döneceği için sever. Bu kapıdan geçmek için yaprakların döküldüğü ve toprağa kavuştuğu hazan mevsimini sevebilmek, vuslata özlem duyabilmek gerekir.
23.05.2025 / Çubuk-Ankara



Yorumlar